|
|
Are you tired of searching for the term paper you so much need? Look no further! A group of experienced writers will produce any term paper you request in a matter of hours. All papers are written from scratch on an individual basis. For only $12.95 a page you will receive an exclusive custom term paper.
KLASİK KAPİTALİZMİN UMUDU VE PEYGAMBERLERİ
Bugünkü ekonomik düzenin alt yapısının ve düşünce şeklinin oluşması uzun bir zaman dilimini kapsamıştır. Bu oluşumun on sekizinci yüzyılın ikinci yarısında başladığı kabul edilir. Ekonomik yaşam, Batı Avrupa’da(yoğun olarak İngiltere’de) ve daha sonrada New England’da buhar makinesinin icadı ve Dokuma Devrimi ile değişmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi ile ekonomik düşünceler de değişmeye başlamıştır.
Sanayi Devrimi’nden önce ekonomik düzene kırsal bölgelerde yaşayanlar yön veriyordu.
Güç, insanların sahip oldukları toprağın ve yaşadıkları yerlerin büyüklüğü ile ölçülmekteydi
Tüm ırklar içinde İskoçlar önemli iktisatçılar yetiştirmişlerdir. İskoçya’nın yetiştirdiği en ünlü kişi ve ilk iktisatçı Adam Smith’tir. Smith Wealth of Nations adlı yapıtında kendi kişişel çıkarlarıyla çelişkili olduğu halde yüksek prensip sahibi olma iddiasında bulunan insanlardan kuşku duyduğunu belirtmiştir.
Smith’in ziyaret ettiği kişilerden biri Voltaire’dir.Voltaire yeni bilgiler toplayarak düşüncelerini geliştiriyordu. Voltaire’nin bu özelliği Smith’in ufkunu genişletmiş ve onu alanında bir öncü yapmıştır.
Smith Fransa’da bulunduğu sırada Fransa’nın en önemli gelir kaynağı tarımdı. Fizyokratlar diye bilinen bir grup ekonomik düşünür tüm zenğinliğin topraktan, dolayısıyla tarımdan kaynaklandığına inanıyorlardı. Smith’i bu gruptan en çok etkileyen François Quesnay’di. Quesnay’ın Ekonomik Tablosu ekonomik sistemin karşılıklı bölümlerini gösteriyordu.
Smith Ulusların Zenginliğinin Yapısı ve Nedenleri Üzerine Bir Araştırma adlı kitabını 1776’da yayınladı. Smith kitabında insanların çıkarları için çabalamalarının hem kendilerine hem de topluma yararlı olduğunu düşünür. İnsanların bireysel düşünmeleri içgüdüseldir ve devletin zorlamasından daha iyidir.
Adam Smith’e göre bir ulusun zenginleşmesi için ilk önce emek ve çok çalışma daha sonra da üretimde iş bölümü ve uzmanlaşma gereklidir. Smith anonim şirketlere karşıydı. Çünkü şirket yöneticilerinin kendi paralarını kullanırken gösterdikleri dikkati başkalarının parasını da kullanırken göstermeleri beklenemezdi.
Sanayi Devrimi birdenbire ortaya çıkmamış oluşumu aşama aşama gerçekleşmiştir. Tarımla geçimini sürdüren insanlar makinelerin icadi ile şehirlerdeki dokuma ve çırçır fabrikalardaki işlere akın ediyorlardı. Kırsal kesim boşalmaya başlamıştı. New Lanark örnek bir dokuma kentiydi.
Smith, günümüzde ekonomik model diyebileceğimiz iktisadi sistemin nasıl işlediğine ilişkin bir görüş geliştirmiştir. Smith’in oluşturduğu bu görüş ölümünden sonra David Ricardo ve Thomas Maltus tarafından ölümünden sonra yeniden ele alınmıştır.
Ulusların Zenginliği’nin yayınlandığı yıl emperyalist İngiltere Amerika’yı kaybetmekteydi. O dönemde üretim ve ticaretteki gelişmeler Smith’in vaat ettiği tüm zenginliği sağlamaktaydı.
Yirminci yüzyılda Smith’in fikirleri Marx tarafından ve devlet müdahelesini gerekli bulanlar tarafından saldırıya uğramıştır.
GELİŞMİŞ KAPİTALİZMDE DAVRANIŞ BİÇİMLERİ VE AHLAK ANLAYIŞI
Yirminci yüzyıl kapitalizminde mülkiyet zenginleşme unsuru olarak görüldüğünden büyük toprak sahipleri emeği ile çalışanlardan daha fazla haklara sahipti. Böyle bir sistemde eşitlikçi devlet anlayışına tersti. Sanayi devrimi ile birlikte bu görüş büyük ölçüde değişmiş, sanayi kapitalistlerinin büyük toprak sahiplerinden daha da zengin olabilecekleri ortaya çıkmıştı.
Zengin sınıfı ile ilgili açıklanmayan birçok şey vardır. Çünkü bilimadamları genellikle yoksullarla ilgili araştırmalar yapmışlardır. Halbuki ondokuzuncu yüzyılda zenginler topluma egemen üstün bir sınıf olarak görülüyordu. Sosyoloji alanında öncü olan İngiliz Herbert Spencer yaşama en iyi uyum sağlayanın hayatta kalması deyişiyle ayrıcalıklı sınıfların nasıl ayakta kaldığını açıklar. Spencer’in düşünceleri yeni kapitalistlere uymuştu. Onun düşünceleri zenginliği tamamiyle korumaktaydı. Spencer’den bir kuşak genç olan Summer Darvin’in görüşleri benimsemiş, Spencer gibi zenginlerin zenginliklerini bütünüyle toplum açısından yaralı görmüştür.
Ondokuzuncu yüzyılda ekonomik işleyişten ötürü yoksulluk kaçınılmaz görülüyordu. Bu yüzyılda yoksulların doğal olarak ayıklanıp atıldığı görüşü yaygındı. Zenginlerin tamamiyle güçlü oldukları zamanda Veblen onlar hakkında iğneleyici yazılar yazmıştı.Veblen’in ilk ve en büyük kitabı Uğraşsız Sınıf Kuramı yirminci yüzyılda yayınlandı.Bu eserde Veblen zenginlerin servetlerinden dolayı kendilerini güçlü hissetmeleri konusunu ele aldı.
Yirminci yüzyılılın başlarında yapılan Newport evleri bir zenginlik göstergesiydi. Bu evler tam anlamıyla zenginlerin servetini yansıtmak için yeterli değildi. Bunun yanında servet göstergesi olarak şölen balo gibi pahalı eğlenceler yapılıyordu. Bu evlerde yaşayanlar servetlerinin büyüklüğünü kamuoyuna New York Herald gazetesi ile yansıtıyorlardı.
Günümüzde seçkinlik servetin büyüklüğü ile ölçülmüyor. Politikacılar servet sahiplerinden daha üst düzeyde bulunuyor.Yani kapitalizmin davranış biçimleri büyük ölçüde degişime uğramıştır.
KARL MARX’IN YOL AYRIMI
Toplumda süregelen düşünce biçimi, siyasal ve ekonomik düzen Karl Marx ile sorgulanmaya başlamıştır.Marx Hegel’in düşüncelerinden etkilenmiş Hegel’in belirttiği toplumun organik gelişim ve değişim süreci Marx’ın düşüncelerinin temelini oluşturur. Toplumun değişimi sınıflar arasındaki çatışmadan kaynaklanır. Hegel sınıf bilincine sahip proletaryanın kapitalistleri yenilgiye uğratıp işçi devletini ortaya çıkaracağını belirtir.
Marx Köln’de Rheinische Zeitung’da yazmaya başladı. O sıralarda devrim konusu çok tartışılmaktaydı. Marx bu tartışmalar sırasında komünizmin düşünce yapısının çarpıtılmasını gazete yazılarında eleştirmiştir. Marx’ın boşanma konusu sebebiyle daha özgür bir tartışma ortamı istemesi Çarın gazete yayınını yasaklamasına sebep oldu.
Marx Paris’te Alman Fransız Yıllığı adıyla dergi çıkardı. Ama dergide çıkan bir kitabın eleştiri sebebiyle dergi yayından kaldırıldı. Bu dönemde sosyalizm çok yoğun olarak tartışılmaktaydı. Marx da düşüncelerini geliştirmeye çalışıyordu. Marx’a göre üretim toplu üretime geçtiği halde mülkiyet hakkı bireysel düzeyde kalıyor bu da kapitalist toplumlarda alt yapı ile üst yapı arasında önemli bir çelişkinin olduğunu ortaya koyuyordu.
Marx’ın yazdığı Komünist Manifesto örgütleyici bir belge niteliği taşır. Bu siyasal belgede devlet yöneticilerinin burjuvazi sınıfının çıkarına çalıştığı belirtilmiştir. Bu belge Marx’ın devrim çağrısı niteliğini de taşır. Manifostonun ardından Almanya,İtalya gibi birkaç ülkede hükümetler sarsılmaya başladı ama devrim hemen gerçekleşmedi. İlerleyen tarihlerde gerçekleşen devrim işçilerin amaç ve isteklerine yönelik devrimdi. Çalışma hakkı görüşü giderek yaygınlaşmaya başladı. İşçiler hükümeti düşürmeye çalıştılar ama işçilerin devrimi doğru planlayamamasından dolayı yenilgileriyle sonuçlandı. Devrimden sonra kapitalistler gerçek güce sahip olmaya başlamışlardı.
Marx daha sonra İngiltere ‘ye gitti. Marx’ın buradaki amacı devrimin oluşmasına düşünce yönünden alt yapı hazırlamak,devrimi gerçekleştirmek ve sonrasında gerekli düzenlemeyi yapmaktı. Marx Londra’da Das Kapital adlı yapıtını yazdı. Marx işgücüne önem veriyor ve onunda kapitalist toplumda değerlendirilerek satılması gerektiğini savunuyor.
Birinci Enternasyonal örgütü Avrupa’nın sanayi ülkelerinden gelen işçiler ile oluşturuldu. Kurulan örgütün amacı ve ilkeleri Marksist düşünce tarihinde önemli bir belge olan Çalışan Sınıflara Hitap ile duyuruldu.
Birinci Enternasyonal örgütü hükümet tarafından yasaklandı. Yalnızca Paris’te iktidar ele geçirildi (Paris Komünü). Ama yeni hükümet başarılı olamadı. Ve ilk devrim sona erdi.
SONU HEP KANLI BİTEN GİRİŞİM: SÖMÜRGECİLİK
Batı Avrupa ve Amerika Bileşik Devletleri’nde birtakım düşünce hareketlerinin geliştiği dönemde Çin,Hindistan Latin Amerika gibi ülkelerde hala feodal sistem hakimdi. Bu ülkeler sanayi ülkelerine sömürge devleti olarak bağımlıydılar.
Adam Smith, sömürgecilikte ticaretin birtakım şirketler tarafından tekelleştirilmesini ülke açısından zararlı görüyordu. Marx ise kapitalist sanayide üretimde kullanılacak hammaddeyi sağlamak için sömürgeciliği savunuyordu. Ona göre kapitalizm sömürge durumundaki ülkelerdeki üretimi değiştirecekti.
İlk sömürgecilik girişimi Batı Avrupalıların Doğu Akdeniz’e düzenledikleri Birinci Haçlı Seferi ile başlamıştır. Haçlı Seferleri dini amacından sapmış, sefere katılanların mal mülk edinme savaşına dönüşmüştür.
İslam egemenliğinin batıda zayıflamasıyla İspanyollar yıllarca sürecek olan sömürgeciği başlattılar. Sömürgeciliğe ilk başlayan devlet olarak sömürge ticaretini tekelleştirdiler. İngilizler sömürgelerinde İspanyollar gibi bürokratik ve merkeze bağlı bir yönetim sergilemiyorlardı. Bu da Smith’in fikirlerine bir yakınlaşma sağladı.
Amerika kıtasındaki İspanyol egemenliği sona erdikten sonra Meksika ve Küba’da sömürgeciliğin izlerini ortadan kaldıran devrimler gerçekleşti.
Fransızlar İspanyollar gibi sistemli bir sömürgecilik uygulamıyorlardı. Bunu Fransızların ilk önceleri Louısıana’da çok fazla değerli maden olduğunu sanmaları, oraya yerleştikten sonra ise umduklarını bulamayıp Louısıana’yı terk etmeleri olayında görebiliyoruz. İngilizler ise Pakistan da çok iyi, adil bir yönetim sergilediler.
Amerikan sömürgecilik deneyimi barış amaçlı savaşlar ile Filipinler’in alınmasıyla başladı. Daha sonra başlayan Vietnam savaşı ise insanları komünizmden kurtarmak amacıyla yapılmıştır.
Günümüzde sanayi yönünden gelişmiş ülkeler bir zamanlar sömürgecilik yapan ülkelerdir. Eski sömürgeler ise dünyanın yoksul ülkeleridir.
YOLSUZLUĞA EN YAKIN İCAT: PARA
İlk çağlarda insanlar malları takas ederek istediklerini alabiliyorlardı. Takas edilecek malların değerlerinin aynı olması gerekliliğinin zorluğu karşısında madeni para basılmaya başlandı.
Madeni paranın ardından Roma,Venedik gibi şehirlerde bankalar kuruldu. Ve para basma yetkisi sınırlı sayıda insana verildi. Madeni paralar gümüşten yapılıyordu ama hepsinin kalitesi aynı değildi. Paraların kalitesini ayarlamak için Amsterdam’da banka kuruldu. Yatırılan paralar karşılığında makbuz veriliyor ve bu paralar bir başkasına borç veriliyordu. Kurulan bankanın ardından Amsterdam kentinde büyük bir gelişme başladı. Yalnız, banka yatırılan tüm parayı kredi olarak verdiğinden ve mevduat sahipleri de bankadaki paralarını alamayacaklarını sezdikleri için hepsi birden paralarını almaya gittiklerinden banka kapanır.
Fransa’da Law adında biri banka kurdu. Banka insanlara yatırılan para karşılığında banknot veriyordu. Ardından da Law Mississipi şirketini kurdu. Bu şirket iyi sömürgelere sahipti ve çok güçlü bir şirketti. İnsanlar ellerindeki banknotlarla şirketin hisse senetlerini alıyorlardı. Ama piyasada çok fazla banknot olduğundan değerleri azalıyordu. Bu banknotlar karşılığında banka gümüş ve altın ödeyemedi. İngiltere’de kurulan merkez bankası ise para piyasasını düzenlemiş,çok sayıda banknot basmamıştır.
Kağıt para Amerikalılar ve Kanadalılar tarafından bulunmuştur. Kanadalılar ilk olarak iskambil kağıtlarını kullanmışlardır. Ama piyasaya çok fazla oyun kağıdı sürüldüğünden gümüş ve altın ödeme olanağı azalıyordu. Oyun kağıtları çoğaldığı için satın alma gücü düştü. Enflasyon oluştu.
Amerikan Merkez Bankası İngiliz Merkez Bankası tersine toplanan mevduat oranında kasasında belli belli miktarda gümüş ve altın bulundurdu. Böylece tüccarlara verilen kredi miktarı azaldı. Fiyatlar düştü,işsizlik arttı. Birleşik Devletlerde bankalar şirket sahiplerine,tüccarlara verilen kredilerin geri dönüşü olamıyordu çünkü birtakım spekülasyonlar sonucu borsada hisse senetleri sıfırlanıyor ve şirketler ardından da bankalar iflas ediyorlardı.
Birleşik Devletler kurulan merkez bankalarından Federal Rezerv Sistemi adıyla bir komite oluşturdu. Fed 1920 başlarında bunalımın ardından bankaların verdikleri kredi miktarını kısıtlayarak bunalımı daha da arttırdı. Bu dönemde New York Merkez Bankası bankaların merkez bankasından aldıkları faiz oranını 1.5’e düşürdü. Merkez Bankası piyasadaki devlet tahvillerini toplayarak parayı bankalara kaydırdı. Kredi olanakları artmıştı ama insanlar istikrarsızlık var iyi değil diye parayı işe yatırmak istemiyorlardı. Böylece paralar bankalarda birikti.
Irving Fisher’in bir formülle paranın değerinin neler olduğunu belirlemiştir. Piyasadaki para miktarı artarsa fiyatlarda artar. Piyasadaki para yaygın biçimde dolaşacağı yerde belli işlemlerde yoğunlaşırsa fiyatlara etkisi daha fazla olur.
LENİN VE BÜYÜK ÇÖZÜLME
Birinci Dünya Savaşı sonucunda siyasi yapıda çok fazla değişiklik olmadı. Soylu sınıfı üstünlüğünü koruyordu. Monarşiler hala egemendi. Kapitalizm çok fazla yayılmamıştı. Fransa,İngiltere ve Almanya’da işçiler seslerini duyurmaya başlamıştı. Bu düzenin değişmeye başlaması Doğu Avrupa’da gerçekleşti. Doğu Avrupa’da emperyalizm Birinci Dünya Savaşından sonra azalmaya başladı.
Savaşın nedenlerinden biri Alman kapitalizmin diğer kapitalist devletlere üstünlüğünü sağlama çabasıydı. Savaşın Doğu Avrupa’da başlamasıyla devletler toprak elde etme çabasına giriştiler. Avrupa’daki işçiler ise birlikte hareket etmeyi kararlaştırmışlardı. Amaçlarına silahla değil üretimi durdurarak ulaşmayı planlıyorlardı. Ama işçiler de asker olarak savaşmaya başladılar.
Lenin,Marx’ın öğrencisiydi ve tam bir devrimci niteliğine sahipti. Lenin Rusya’da işçi sınıfının kapitalizm ile oluşmasını beklemek yerine o zaman çoğunlukta olan ve devrime ters bakmayan köylüleri toprak vaat ederek birleştirdi. 1914 yazında savaş başladı.
Devrimi desteklemek amacıyla konferanslar düzenlendi. Lenin başından beri savunduğu düşünce” işçiler birbirlerinin düşmanı değil, onların ortak düşmanı kapitalistler ve Çar’dır”
Lenin Emperyalizm:Kapitalizm’in En Yüksek Aşaması adlı yapıtını yayınladı. Lenin devrimin hem sanayi ülkelerine hem de yoksul ülkelerde olmasını gerekli görüyordu. Çünkü sanayi gelişmemiş yoksul ülkelerin tek sorumlusu onları sömürenlerdi.
Lenin İsviçre’den Rusya’ya ulaştı. Devrim olmuştu. Lenin 1917 Ekiminde iktidarı ele geçirdi. Lenin kapitalizmi ortadan kaldırdıktan sonrasının kolay olacağını düşünüp planını iyi yapamamıştı.
Almanya savaştan yenik çıkmıştı. Tüm Avrupa ülkelerinde kapitalistlerin oluşturduğu koalisyon işçi koalisyonuyla yer değiştirdi.
AYDINLAR DEVRİMİ
Lenin,aydınların aynı düşüncelere sahip olan insanları bir amaç altında toplayarak devrim fikirlerinin ve bunun sonucunda devrimin doğduğuna inanır. Kapitalizmin ve sosyalizmin temel düşünceleri de bir aydın olan John Maynard Keynes’den doğmuştur.
Keynes, Birinci Dünya Savaşı sonunda yenik devletlerden özellikle Almanya’dan ödeyebileceklerinden fazla alınan savaş tazminatlarını uzun bir süre eleştirdi.
Keynes’in ekonomi alanında yazdıkları Marksistlerin yazdıklarından ve söylediklerinden daha anlaşılır bir özellik taşıyordu. Keynes, Churchill’in ekonomide uyguladığı yanlış kararı kamuoyuna duyurmuştur. Churcill İngiliz sterlininin değerini dolar ve altına karşı belirledi ve bu oranı yüksek tuttu. Böylece İngilizlerin ithalatı arttı ihracatı azaldı. İhracatın artması için İngiliz mallarının fiyatları ucuzlamalıydı. Bu durum ise ücretlerin düşürülmesine ya da şirketlerin daha az işçi çalıştırmasına bağlıydı. Keynes, bu durumun ortaya çıkacağını daha önceden görmüştür. İngilizlerden mal ithal etmek istemeyen ülkeler Amerika ve Fransa ile ticarete başladılar. Alman, Fransız ve Amerikan yetkililerinin bürokratik ilişkileri sonucu Amerika’da faiz oranları düşürüldü. Böylece piyasadaki para miktarı arttı ve Amerikan mallarının fiyatları yükseldi.
İngilizler ekonomik problemlerle uğraşırken ABD’de durum tam tersiydi. Hisse senedi borsası çok hareketli bir dönem geçiriyordu. Fakat bu durum çok sürmedi. İlk önce borsa çöktü ardından da Büyük Bunalım başladı. ABD’de işsizlik arttı, gayri safi milli hasıla düştü. Bankalar iflas etti. Büyük Bunalım Rusya hariç tüm dünyayı etkiledi. Keynes önlem olarak hükümetin borç para alması gerektiğini düşünüyordu. Hitler Keynes’in politikasını uyguladı. Almaya’da tam istihdam ve fiyat istikrarı sağlandı.
Keynes fikirlerini dünyaya kabul ettirmek için İstihdam,Faiz ve Paranın Genel Kuramını yayınladı. Keynes’e göre ekonominin dengeye ulaşabilmesi bir etkinin olması gerekir. Ekonomide denge tam istihdam sayesinde oluşmaz. Tasarruflar yatırıma dönüşmeli ki satın alma gücünde bir azalma olmasın.
Keynes’in fikirleri ülkelerin Büyük Bunalımdan kurtulmalarına yardım etti. Bu sırada İkinci Dünya Savaşı başladı. Keynes vergileri arttırarak bütçe açığını azaltma fikrini The Times’te yazdı.
Savaş sonrasında Keynes fikirleri sayesinde üretim arttı,işsizlik oranı düştü. Tersi bir durumda ise devlet müdahale ediyordu. Keynes’in düşüncelerinin temelinde işsizliği düşürme yer alır.
ÖLÜMCÜL REKABET: SİLAHLANMA
ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki silahlanma yarışı iki büyük fikir akımına dayanmaktadır:Komünizm ile Kapitalizm. Bu iki ülke birbirlerinin sonunu hazırlayabilecek silahlar üretiyorlardı. Savaş nedeniyle Silahlı Kuvvetler önem kazanmıştı. Savaşın kaçınılmazlığı görüşü hem Almanya’da hem de Rusya’da savunuluyordu.
John Foster Dulles Soğuk Savaşın gerekçesini kabul edilebilecek şekilde açıklamıştır. Ona göre ekonomik değerler Soğuk Savaşın nedeni sayılamazdı. Bu savaş manevi ve dinsel değerlerin savaşıydı. Sovyetlerin amacı tüm dünyayı içine alacak bir devrim gerçekleştirmekti. Batı’da ise insanlar komünizmden kurtuluş çabası içindeydi. Washington’da ise üst seviye Soğuk Savaş stratejisi üzerine çalışıyorlardı. Hem ABD’de hem de Sovyetler Birliği’nde 1950 sonrası gelişen olaylar bürokratik ve askeri bir güç oluşumuna yol açmıştır. Bu gücün oluşumuna neden olan etkenler Küba ve Vietnam Savaşıdır.
YAŞAMIMIZI BİÇİMLENDİREN ÇAĞDAŞ KURUM: DEV ŞİRKET
Bir şirket çalışanlardan ve şirket sahiplerinin çıkarlarını ön planda tutan yöneticiden oluşur. Şirketlerin kuruluş amacı ise kar etmek ve halka hizmet etmektir. Ama günümüzde şirketlerin halka hizmet etmek amacını taşıdıkları pek söylenemez yani Çağdaş Şirket değillerdir.
Çağdaş Şirket yönetiminde yetki bir kişinin elinde toplanmamalıdır. Şirketin geleceği için düşüncelerin ve yetkinin paylaşılması gerekmektedir. Şirketler her yönüyle birbirlerinden farklıdır. Amaçlarına ulaşmak için farklı strateji izlerler.
Çağdaş Şirketin iç içe geçmiş daireleri andırır. Ortada üst düzey yöneticiler,en son dairede ise işçiler bulunur. Her daire kendi içinde güçlüdür ama bir üst seviyeye karşı sorumludurlar. Bütün bu dairelerde çalışanlar bir bütündür ve birlikte çalışmaları şirketin devamlılığını sağlar.
Çok uluslu şirketler dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Singapur’da da ülkenin üretim açısından genişlemesini sağlamıştır. Yalnız, bu şirketlerin gittikleri ülkelerde hükümetlerin siyasi kararlarını etkiledikleri görüşü yaygındır. Ülkelerin uyguladıkları gümrük vergileri ve ticaret kısıtlamaları gibi etlileri çok uluslu şirketlerin üzerinden kaldırmak için İkinci Dünya Savaşından sonra Avrupa Ekonomik Topluluğu kurulmuştur.
TOPRAK-İNSAN İLŞKİSİ VE ÜÇÜNCÜ DÜNYA
Zengin ülkeler şimdiye kadar dünyanın en önemli sorunu olan yoksulluğa bir çare bulamamışlardır. Yoksulluğun nedeni olarak birçok sebep gösterilir;ekonomik sistemlerin yanlışlığı,eğitimsizlik,kazancın güven içinde olmayışı gibi.
Yoksulluğun en önemli nedeni insanların toprağa olan gereksinimidir. Çünkü yiyecek topraktan sağlanır. Nüfus attıkça insanlara düşen toprak azalırsa yoksulluk doğar. Bu etki teknolojinin gelişimiyle ortadan kaldırılabilir. Ama bunun içinde para gereklidir.
Yoksulluk fazla toprakla ya da elde olunan toprağın daha verimli kullanılmasıyla azalabilir. Nüfusun artmaması da önemli bir koşuldur. Bunların hiçbiri sağlanamıyorsa zengin yerlere göç etme yoluna başvurulabilir.
Doğum kontrolü ne yazık ki yoksul ülkelerde sıkı tutulamıyor. Bunu sebepleri arasında yoksulluktan ötürü doğum kontrolünü uygulamamaları, hükümetin bu iş için görevlendirdiği kişileri iyi seçememesi ve yoksul halkın bu önlemlere pek sıcak bakmaması sayılabilir.
Yoksul ülkelerde yaşayan insanlar zengin yerlere göç ederek yoksulluktan kurtulmaya çalışırlar. Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra sanayileşmiş ülkelere Avrupa’nın doğusundan,güneyinden ve Ön Asya’dan işçi göçleri olmuştur.
METROPOL YA DA BÜYÜK KENT
Bir ülkenin kalkınmışlık ölçüsünü kentleşme kapsamı belirlemektedir. Çeşitli kent tipleri vardır. Bunlar ;Siyasal Karargahlı Kent,Tüccar Kenti,Sanayi Kenti ve Safiye Kenti’dir. Bu kent tipleri metropolu oluşturur.
Siyasal karargahlı kent, padişahın halkını yönettiği sarayı içine alan kenttir. Bu görkemli saraylar padişahın zevkini ve ülkenin düzenliliğini yansıtmaktaydı. Çarpık yapılaşma bu kentlerde yer almıyordu.
Tüccar kentlerinde de mimariye verilen önem göze çarpar. Bu kentlerde tüccarların işyerleri, evleri meslek yoncaları ve ticaret odaları bulunur.
Sanayi kenti,Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bu kentlerde insanlar siyasal karargâhlı ve tüccar kentinde olduğu gibi mimariye,giyime önem vermiyorlardı. İnsanlar sanayinin kölesi olmuşlardır. Bu kentlerde amaç az malla çok şey üretmektir. Fabrikalar kentin ortasına kuruluyor ve bu da hava kirliliğine yol açıyordu.
Sanayi kentinin genişlemesiyle beraber bir kısım çalışanın gelirleri artmaya başlamıştı. Böylece zanaatçı sınıfı doğdu. Zanaatçıların artmasına bağlı olarak işçiler azınlık duruma düştüler. Tüccarlar ve seçkin insanlar sanayi kentinin pis havasından kurtulmak için banliyölerle kentin dışında temiz havalı safiye kentlerine yerleştiler. Zamanla her sanayi kentinin çevresine safiye kentleri kurulmaya başlandı.
Artan göçlerle,sanayi yapısının değişmesiyle ve safiye kent yapısının artmasıyla metropoller oluştu. Metropollerin oluşum amacı sanayidir. Tüccar kenti gibi burada da tüccarların işyerleri yer almaktadır. Büyük kentin çevresinde safiye kentleri vardı. Metropollerin yönetsel çekirdekleri vardı siyasi karargahlı kentlerde olduğu gibi.
Kapitalizm kentlerde yaşayanların konut,taşımacılık ve sağlık sorunlarını çözememiştir.
DEMOKARASİ, LİDERLİK, İNANÇ
Günümüzde yoksulluk eskisine oranla azalmıştır. Buna bağlı olarak dinsel inançlarda bir azalma görülmüştür. Çünkü insanlar bu düzenden umduklarını elde edebiliyorlar. Ama dünyada hala yoksul insanlar vardır. Bu insanları kurtaracak çözüm yolları demokratik hükümet mekanizması ile bulunmalıdır.
İsviçre bu demokratik yolu çok iyi uygulan bir ülkedir. Orada insanlar çözüm yolunu kendi ellerinde olduğunu inanır ve toplumsal düşünürler. İsviçre demokratik yolla eğitime,tarıma,sanayiye çözümler bulmuştur. Demokratik süreç, milletvekilleriyle yurttaşların ortak karalar vermesi çok büyük bir güç oluşturur.
Liderlerin ortak özelliği toplumda süregelen birtakım şeylere korkusuzca mücadele etmeleridir. California Üniversitesi’nde demokrasi üzerine çalışılıyor ve onu daha etkili bir biçimde nasıl kullanılacağı öğretiliyordu.
Word Count: 2730
|
|
|
|
|
|
|
|